Bugün Karantina Günlüğü’ne Astor Piazzolla’yı (1921-1992) taşımak istedim.

Golden Age ve sonrasında yetişen Tango müziğinin en büyük isimleri hep Julio De Caro (1899-1980) ekolünden gelmektedir. Çünkü Tango’yu yapılandıran ve akademikleştiren isim De Caro’dur. Tango’ya devrimci yaklaşan 3 büyük ismi onurlandırmak için de onların adına birer beste yapmıştır: Pugliese, Troilo ve Piazzolla! Peki neden Firpo, Lomuto, Canaro ve D’Arienzo için bu jesti yapmadı? Neden Fresedo ve Di Sarli yok?

Neyse, biz Piazzolla’ya dönelim. O da kendisi için yapılan besteye karşılık Decarisimo ile Julio De Caro’yu onurlandırdı. Piazzolla’nın Hollanda, Utrecht’te 1984’te canlı Decarisimo performansı.

Piazzolla ailesi ile 4 yaşında New York’a taşındı. Evin tek çocuğuydu, anne ve babası çalıştıkları için de erken yaşta kendinden sorumlu olmayı öğrendi. New York’ta çetelerin bolca olduğu kirli sokakları gördü, kendini savunmayı, ayakta kalmayı öğrendi. Çocuklar aralarında onun sol yumruğunun efsane olduğunu söylerlerdi. Doğuştan tek bacağı kısaydı ve belki de Tango’yu danstan uzaklaştıran, müzikal ve melodik olarak algılamasına yol açan neden buydu. Maalesef kendisi dans edemiyordu. Babasının plak koleksiyonunda Jazz, klasik, İtalyan müzikleri, Carlos Gardel, Tango orkestralarından da sadece “Julio De Caro” vardı. Çocukluğunda De Caro’dan başka tango orkestrası dinlemediği ve kulağı kirlenmediği için kendini çok şanslı kabul etmektedir. (BBC’ye verdiği röportajdan) 1930’da bir süreliğine Arjantin’e geri döndüler, iki yıl kadar geçirdikten sonra tekrar New York’dalardı ve Piazzolla artık daha çok tangonun içindeydi. Klasiklerden özellikle Bach’ın etkisi altında kaldı ve Baroque dönemi karakteristiklerini müziğinde kullandı. 1934’te onüç yaşında iken ilk tango bestesini yaptı.

Piazzolla Jazz müziğini Tango ile birleştirdi ve aşama aşama dans edilebilirlikten uzaklaşıp konser müziğine dönüştürdü. Dans ve Müziği birbirinden ayıran kişi olarak Klasik Tango’culardan gördüğü şiddetli tepki ve dışlanma sonrasında Arjantin dışında tanınmış, çok sonraları Arjantin’de de takdir ve kabul görmeye başlamıştır. 1940’larda Troilo ile çalmaya başladı ve 1946’da ilk defa kendi orkestrasını kurdu.

Anibal Troilo ve Astor Piazzolla

Japon bandoneonist Ryota Komatzu tarafından 2002’de yorumlanan Piazzolla’nın 1953 tarihli bestesi Triunfal eşliğinde Artem Luchin ve Irina Samoilova’nın 2019’da Bellaria, İtalya’da Avrupa Tango Şampiyonası’ndaki performanslarını izliyoruz. Bu parçanın ilk kaydı Anibal Troilo tarafından yapılmıştı ve 1950’lerin Arjantin Tango özelliklerine oldukça uygun, dramatik tango performası için ideal bir yapıdaydı. Komatzu bu ilk yorumdan uzaklaşmamış, sadık kalmış.

Daha ileri dönemlere geçiyoruz: Oblivion (Unutuş)’da Piazzolla Tango ritmini o kadar yayıyor, belli belirsiz bırakıyor, o kadar uzaklaşıyor ki dans edilemezmiş gibi görünüyor. Sadece Melodi akıyor, akıyor, notalar uzunca rezonans yapıyor. Piazzolla geç dönemlerindeki Nuevo Tango’sunda birçok parçada ritmi neredeyse bırakmıyordu. Şimdi izleyeceğiniz performans bambaşka bir fikir verebilir size. Paris’te yaşayan doğaçlama dans ustası bu çift Oblivion’ı başarılı bir şekilde sahneliyor. CLAUDIA MIAZZO – İtalya’da doğmuş ve genç yaşında Fransa’ya geçmiş, hayatını dansa adamış, JEAN PAUL PADOVANI – Fas’ta, Casablanca’da doğmuş – Humphry Bogart’ın meşhur filminden çağrışım yapmıştır. Müzik ve Drama eğitimi almış, dans haricinde aranjörlük ve bestecilik de yapıyor.

Burada da “Adios Nonino”nun (Elveda Büyükbaba) bir yorumu var. 2002 yılında Hollanda Prensi Willem-Alexander (Şimdi Hollanda kralı) ile evlenen Maxima Zorreguieta Cerruti (Şimdi Hollanda Kraliçesi – eski Arjantin Tarım Bakanı’nın kzı)’nın düğününden. “Adios Nonino”yu Piazzolla babası Vicento Piazzolla’ya 1954’te vefatının ardından temasını adamıştı. 1959’da ise besteye dönüştürdü. Belki de prensese bu parçanın bu kadar tesir etmesi Arjantin’den Hollanda’ya kopup gelmesi ve ailesine veda etmek zorunda kalması ile ilgiliydi, Piazzolla veda temasını içtenlikle notalara dökmüş, incelikle işlemiş.

Son olarak Libertango var. Sally Potter’ın Tango Lessons filminde tango öğrencisi olarak 3 maestro ile birden dans ettiği müthiş sahne. Bu film Potter’ın gerçek hikayesi. Yaşarken filmleştiriyor, Tango’nun ruhuna uygun olması da belki buradan kaynaklanıyor, spontane, gerçek, duygusal, duygularını açık ve özgürce yaşıyor ve aynı zamanda insanların arasında, beraber, toplumsal, dayanışma halinde, birbirlerine sarılıyorlar, birlikte yapıyorlar bu filmi, herkes olduğu gibi, kendisini yaşıyor. Ve böyle bir sahne için Potter ve 3 maestro, “Pablo Veron, Gustavo Naveria ve Fabian Salas” “Astor Piazzolla”yı seçmişler. Bir zamanlar klasik tangocuların öldürmekle tehdit ettikleri, aralarına almadıkları adamı.

Yarın görüşmek üzere!

Kategoriler: Genel

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir