Dün El Chino’nun en çok etkilendiği ve dansından bir şeyler kapmaya çalıştığı büyük Villa Urquiza ustası El Turco Jose’nin adını geçirmiştik. Bu vesile ile “El Turco” olmak üzerinden “Göç, Kimlikler, Sınıflar” gibi kavramlara dokunmuş olalım. Yine ortaya karışık bir deneme olacak.

Godfather’daki “The Turk” – Virgil Sollozzo – karakterini hatırlarsınız. Anladığım kadarı ile filme göre bu lakabı alması Türk olmasından değil, fiziki görünümünden, korku uyandırmasından kaynaklanıyordu. Aslında o da diğer Mafya üyeleri gibi İtalyan’dı. Kurguya göre Vito Corleone ve ailesi New York’un en güçlü mafyasıdır. (Mafia – Ma Familia – “benim ailem” ) Daha önceki yazılarımızda Astor Piazzolla’nın da New York’da mafya çevresinde büyüdüğünü ve çocukken bolca kavgaya girdiğini, sol yumruğu ile tanındığını anlatmıştık. Aşağıdaki sahnede El Turco ile Don Corleone’nin pazarlığını izliyoruz. El Turco “Baba”ya politik bağlantılarını kullanarak onun uyuşturucu ticaretini rahatça yapmasını sağlaması halinde kazançtan yüzde otuz pay teklif ediyor, ama “Baba” teklifi nazikçe geri çeviriyor. Tabi filmin devamında olaylar burada kalmıyor, aileler arasında güven ve çıkar hesaplaşmaları başlıyor. El Turco ise Don Corleone’nin küçük oğlu Michael (Al Pacino) tarafından kendine koruma sağlayan İrlanda asıllı polis şefi ile birlikte yemek masasında öldürülüyor.

Linkini verdiğim çalışma Latin Amerika’daki “El Turco” göçmenler üzerine yapılmış, 1996’da yayınlanmış. “El Turco” dendiğinde Osmanlı Döneminde Orta Doğu’dan göç edenlerin hepsini kastediyorlar Latin Amerika’da (Keza Kuzey Amerika’da da). Etnik köken ve din ayrımı yok. Türk, Arap, Ermeni ve bu çalışmada sayamadıkları ne varsa, Süryani, Kürt, Ezidi, Dürzi, Gürcü, Seferad, Çerkes, Azeri… Avrupalı göçmenler birbirlerinin dil ve kültürünü daha iyi anladıkları için rahat kaynaşabiliyorlar ve farklılıklarının da farkındalar. Ama Ortadoğu dilleri ve kültürü onlara o kadar başka geliyor ki hepsine toptan “El Turco” diyorlar. Buradan gidenlerin de hiçbiri bu indirgemeci sınıflamadan ve “El Turco” olarak anılmaktan memnun değil, zira gidenlerin pek azı Türk. Ama öyle kalıyor işte… Kaynaşamadıkları ve anlaşılamadıkları için genel sınıflamadan paylarını alıyorlar, bir türlü tanınamıyorlar. Hristiyan Orta Doğulular için de durum aynı, çünkü Doğu Kilisesi Batı Kiliseleri’nden çok farklı, Ortadoğulu Hristiyanlar Ortodoks, Latin Amerika’da büyük çoğunluk Katolik, Kuzey Amerika ise çoğunlukla Protestan.  

https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/804ED3022F9E88F86F0A9F40BBD24E11/S0003161500025086a.pdf/introduction-turco-immigrants-in-latin-america.pdf

Gelelim Arjantin’deki Tangocuların aslında kim olduklarına. İspanyolca konuşsalar da aidiyet ve kimlik olarak öncelikle İtalyanlar – %62 -, sonra İspanyollar, sonra da diğer Katolikler, Almanya’nın ve Fransa’nın çoğunluk Katolikleri… Bandoneon da Almanya’nın Katolik bir bölgesinde icat edildi, Org almaya parası yetmeyen bir kilisede kullanılmak üzere, org benzeri ses verebilen körüklü, tuşlu, taşınabilir ucuz bir enstrüman yapmaktı amaç. Şimdiki Katolik Kilisesi’nin Papa’sı Francis (Jorge Mario Bergoglio)  İtalyan asıllı bir Arjantinli, babası İtalya’da doğmuş, Arjantin’e göç etmiş, muhasebecilikle geçimini sağlamış bir Katolik. İlk defa Avrupa dışından bir Papa’nın seçilmiş olması çok büyük şaşkınlık yaratmıştı. Ama acaba Papa Francis Arjantinli mi, İtalyan mı? Kendini nasıl kabul ediyor ve Avrupa’daki Katolikler ve onu seçen kardinaller oy kullanırken onun kimliğini nasıl algılıyorlardı?

Papa Francis 16 Eylül 1953’te 16 yaşında bir Cizvit papazı iken

İki İtalyan asıllı büyük bandoneon virtüözü Pedro Maffia (1899-1967) ve Pedro Laurenz’den (1902-1972) “La Cumparsita”yı (~1925-1927 arası) kaydedilen dinleyelim. 1924’te çalmışlar. Daha sonra her iki müzisyenden de bahsederiz, ikisi de çok ama çok değerli Tango tarihi açısından. Enstrumanları Tango’yu Tango yapan Katolik Almanya’sının enstrümanı, çaldıkları parça ise Tango tarihinin belki de en anlamlı parçası, 1916’da Uruguaylı 18 yaşında bir genç tarafından mırıldanarak bestelenen bir komünist karnaval marşı “La Cumparsita”, tangoya adaptasyonu ise Roberto Firpo (1884-1969) tarafından yapıldı.

Şimdi El Chino Perico’nun örnek aldığı büyük milonguero El Turco Jose’nin Nelly Acosta ile dansını izleyelim. “El Turco” Jose Brahemcha (1931-2010), Villa Urquiza’nın doruk noktasındaki dansçılardandı. El Chino’dan 10 yaş büyüktü ve El Chino’yu, gençleri Tango için cesaretlendirmesi gerektiği konusunda uyarıyor, ona Tango’nun askeri yönetimler yüzünden neredeyse kaybolma noktasına geldiğini hatırlatıyordu. Sıkı bir Puglieseciydi ve özellikle Pugliese’nin La Yumba’sının 2. Versiyonunda (1952) dans etmeye bayılıyor ve benzer hızdaki parçaları tercih ediyordu. La Yumba’yı anlatmıştık daha önce. Ancak izleyeceğimiz dansı 1941’de kaydedilen “Cachurilo” Anibal Troilo’nun ve daha hızlı bir parça; D’Arienzo’nun etkisi ile gelişmiş erken Golden Age karakteristiğine uyuyor. Jose El Turco’nun tango zevkini yansıtmıyor. Performans 1997’de Villa Urquiza’da Sunderland Club’da çekilmiş, muhtemelen gecenin DJ’i kendisine sormadan parça seçimini yapmış. Her ne kadar Anibal Troilo De Caro akımından gelse de ve Villa Urquizacılar tarafından sevilse de Troilo’nun Erken Golden Age dönemine ait bir parçasını istemeyeceklerdi.  

El Turco Jose’ye ve El Chino’ya örnek olan dansçı, Villa Urquiza stilinin asıl kurucusu “Milonguita” Luis Lemos performans yapmayı, görünmeyi sevmez, sadece sosyal dansta ve milongalarda görünürdü. Gösteri dansının Tango ruhuna aykırı olduğunu düşünürdür. Kayıtlı bir videosu yok maalesef, yine de El Chino ve El Turco üzerinden onun öğretisini, Villa Urquiza stilini edinebiliyoruz. El Turco “İzleyiciler için dans etmemelisiniz, partneriniz için dans etmelisiniz. Her müzikte de dans etmemelisiniz, hissettiğiniz ve size dokunan müzikte dans etmelisiniz.” diyor.

El Turco’nun partneri Nelly Acosta’ya dikkat ediniz, koyu renkli bir “negrita”, tıpkı El Chino ve Chino’nun kızkardeşi gibi renginden dolayı dezavantajlı. Arjantin’in üst sınıfı beyaz Avrupalılardan oluşuyor. Azınlıklar ve rengi farklı olanlar gölgede kalıyorlar. El Turco ve Nelly’nin buluşmaları iki dezavantajlı Villa Urquizacının buluşmasını yansıtıyor, biri renginden, diğeri geldiği coğrafyadan dolayı dezavantajlı. Arjantin önce İspanyollar tarafından kolonileştirildi ve ardından diğerleri geldi, özellikle de İtalyanlar’ın en gözde destinasyonuydu, Arjantin’de İspanyolların da üzerinde bir sayıya ulaştılar. Doğal olarak Arjantin’de “Beyaz, Katolik, Avrupalı, Latin” kültürü ve siyaseti egemen oldu ve diğerlerinin üzerinde olmayı sürdürdü.

Villa Urquiza ustası başka bir çift: “La Turca” Del Carmen ve Jorge Dispari çifti 2019’da Juan D’Arienzo’nun 1944 kaydı Color Cielo’da dans etmişler. Bu çiftin birçok performansı D’Arienzo’dan dikkatinizi çekerim. 1942’den itibaren Di Sarli’nin melodik tango etkisi ile D’Arienzo dahil tüm yorumcular ritmi yavaşlatmaya ve yumuşatmaya başladılar ve tam da Villa Urquiza’nın sevdiği tango böyle işte. Dansın ve müziğin gelişimi birbirine paralel gidiyor. Biri diğerini yaratıyor, biri talep ediyor, diğeri veriyor… Müzik yavaşlamasaydı ve melodi baskın hale gelmeseydi Villa Urquiza stili de ortaya çıkmayacaktı, belki de onun yerine başka birşey gelişecekti. Ya da tam tersi, D’Arienzo fazla hızlıydı dansçılar için, dansçılar arayıştaydı, Di Sarli daha yavaş ve melodinin ritme nazaran daha önde olduğu bir alternatifle karşılarına çıktı ve ona yöneldiler. Jorge Dispari’nin dansa başladığı yer Villa Urquiza’nın tapınağı kabul edilen “Sin Rumbo”. Partneri yine rengi koyu olan bir milonguera “La Turca” Maria Del Carmen’le daha çok gösteri tangosuna yönelmişler, tarzları değişmiş. El Chino ve El Turco gibi milonguero kimliğinin dışına çıkmışlar. Kimi performanslarında daha geniş, daha hareketli ve figürlü dans ediyorlar, bunda değil. Bu nedenle de D’Arienzo onlara uyuyor, sahnede enerjiyi yükseltiyor.

Bir El Turco’muz daha var: Murat Erdemsel, Amerika’da yaşayan Türk maestromuz. Son yayınladığı videoda başarılı bir şekilde Cara Sucia’nın katmanlarını anlatıyor. Cara Sucia’nın bestecisi Afrika kökenli, kölelikten gelen bir müzisyen Casimiro Alcorta (1940-1913) tarafından bestelenmiş. Casimiro özgür kalınca diğer köleler gibi efendisinin soyadını kullanmış. Efendisi Amancio Jacinto Alcorta (1805-1862) hem toprak sahibi hem de Arjantin’in ilk büyük klasik müzisyenlerinden. Casimiro Alcorta’nın yaptığı birçok besteye başka müzisyenlerin adı yazılmış, kendi adını kullanamamış. Murat Erdemsel’in müzikal analiz için kullandığı Cara Sucia’nın (Kirli yüz) ilk versiyonu belden aşağı argo, erken dönem tangolarına daha uygun bir isim. (Sansür yapıyorum.) Canaro düzenlemesine daha yakın şekli ile Carlos Di Sarli Orkestrası’nın 1957’deki enstrümantal yorumunu Murat Erdemsel’in analizi eşliğinde dinliyoruz.

Yine Carlos Di Sarli’ni Cara Sucia’sında 2015’te Sofia, Bulgaristan’da Fernando Sanchez ve Ariadna Naveira’nın performansını izliyoruz. (Villa Urquiza’dan çıktık artık, gösteri dünyasındayız :-))


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir