Bilinçaltımız arketiplerle ve sembollerle dolu. Birçok sanatçı, sinemacı, tasarımcı, iletişimci, medya uzmanı, reklamcı, siyasetçi ve din adamı bu arketiplerden ve sembollerden haberdar ve kimi zaman bilerek ve yerli yerinde, kimi zaman da sadece ve sadece bizden biri gibi çok üstünde düşünmesine gerek kalmadan doğal olarak, hissederek bunları kullanabiliyor. Mesajlarını bu yolla daha iyi iletiyorlar, çünkü sembolün adı veya görüntüsü tek başına birçok yoğun düşünceyi ve hikayeyi özetlemeye yetiyor. Ekonomik! Sözden ve zamandan tasarruf etmek mümkün. Ayrıca mesajın yanlış gitme olasılığı hiç yok, çünkü herkes için aynı anlama geliyor. Kısacık şiirlerin, şarkı sözlerinin, üç dakikalık şarkıların, bir karışlık tabloların yoğun duygular yaratmasının sebebi burada. İşitsel, görsel, bilişsel olarak hafızaya, bireysel bilin dışına ve kolektif bilinç dışına sıkıştırılmış devasa anılar, hikayeler, duygular var. Sanatçılar içimizde uyuyan devi bu yüzden minicik dokunuşlarla uyandırma, çağırma becerisine sahipler. “Paloma” bizim sadece bir örneğimiz.

“Paloma” İspanyolca’da hem güvercin hem de kuğu anlamına geliyor. Kuğu ile güvercin aralarında biyolojik ve davranışsal farklar olmasına rağmen aynı aileye mensuplar ve sıklıkla kuğu ile güvercin sembol olarak benzer amaçlarla kullanılıyor. Bu yüzden ikisini birlikte ele alacağım örnekleri verirken. Ayrıca “beyaz”lık insanın kendi türünde yaptığı renk sınıflaması ile aynı şekilde burada da kendini gösteriyor. Konu hayvan sembolü de olsa insanlar “beyaz” olana karşı daha olumlular; “beyaz” olan ışığı, aydınlığı, temizliği ve saflığı çağrıştırıyor. Bu yüzden de cilt rengi insanın kendi türünde de asırlardır aldanmasına yol açıyor.

Tevrat’a göre Hazreti Nuh tufanın geçip geçmediğini anlamak için bir kuğuyu gökyüzüne salar. Kuğu dalından yeni koparılmış bir zeytin dalı ile geri döner ve müjdeli haberi getirmiş olur. Yine Tevrat’a göre kuğu insan ruhunu ve İsraillileri sembolize etmektedir. Hristiyanlıkta Kutsal Ruh Hazreti İsa’nın vaftizi sırasında İsa’ya Kuğu biçiminde görünür ve “Sen benim sevgili oğlumsun! Ben senin yanında olmaktan mutluyum!” der. Müslümanlıkta Hazreti Muhammed Hira dağında mağarada iken mağaranın girişine bir örümcek ağ yapar ve iki güvercin de yumurtalarını bırakır. Böylece Hazreti Muhammed’in hayatını kurtarırlar.

İsa’nın Vaftizi, Piero della Francesca, 1449

1948’de Picasso’nun bir peçete üzerine çizdiği zeytin dalı taşıyan güvercin sembolü 1949’da Paris’te toplanan Enternasyonal Barış Konseyi’nin sembolü olarak kullanılır. Picasso da dördüncü çocuğuna “Paloma” adını verir.

Pablo Picasso’nun 1948’de çizdiği zeytin dalı taşıyan güvercin.

Bir miktar da bizim güvercinlerimize değinelim. Timur Selçuk’tan 1974 tarihli “Beyaz Güvercin”, sözler Ümit Yaşar Oğuzcan’a ait. Timur Selçuk, babası Münir Nurettin Selçuk gibi müzisyen oldu, ama batı formlarını ve orkestrasyonunu kullanarak müzik yaptı. Ümit Yaşar “Güvercini” tamamen “Sevgi” olarak anlatmış.

“Süzülüp mavi göklerden yere doğru, omzuma bir beyaz güvercin kondu. Aldım elime, usul usul okşadım, sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım.”

Beyaz Güvercin’in bestelendiği yıl Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde “Kıbrıs Barış Harekatı” gerçekleştirildi.

12 Eylül’de yasaklar gelmişti ve Ecevit DSP’yi Ak Güvercin sembolü ile 1985’te eşi Rahşan hanım ile beraber kurdu. 1987’de referandumla siyasi yasağı kalkınca partisinin başına geçebildi. DSP’nin logosuna da karar vermiş ve seçim propagandasında kullanılan şarkının sözlerini de kendisi yazmıştı. “Ak Güvercin” şiirini Bülent Ecevit’ten dinliyoruz.

DSP’nin logoso Ecevit’in şiirinde anlattığı hali ile… ve biraz da Ümit Yaşar’ın sözlerindekine benziyor: “Süzülüp mavi göklerden yere doğru…”

Fikret Kızılok’un 1987’de kayıt altına aldığı bestesi “Olmasın varsın”ın sözlerini de Ecevit 1947’de Londra’dayken, gurbette vazifeliyken yazdı. “Sıla derdine düşünce anlarsın Yunanlıyla kardeş olduğunu, bir Rum şarkısı duyunca gör gurbet elde İstanbul çocuğunu….” Bu sözleri yazan bir siyasetçinin sonrasında Kıbrıs’a “Barış” getirmek için girmesi, CHP’den sonra DSP’yi Barış sembolü Ak Güvercin ile kurması semboller ve söylemler arasındaki ilişkilere, kimi zaman da söylem ile yapılan arasındaki uyumsuzluğa iyi bir örnektir. Fikret Kızılok da buna şaşırdığını söylemişti. Kardeşlik ve barış söylemini ve güvercin sembolünü kullanan, ama diplomasi yerine askeri yöntemlere başvurabilen bir siyasetçi kafada karışıklığa neden oluyor. “Barış” diye yapılan müdahalenin sonrasında Anadolu’dan Kıbrıs’a Türk göçünün başlaması, Rumların mülklerine girilmesi, sonra bağımsız bir Cumhuriyet’e dönüşümün ardından KKTC’yi tek bir ülkenin dahi tanımaması, Rumların referandumda Annan planını kabul etmemeleri Kıbrıs’a barışın ve güvercinlerin henüz gitmediğini gösteriyor, olan biten dünyanın gözünde işgal olarak görünüyor. Karşılığında Türkiye Karabağ’ın da Filistin’in de işgaline yüksek perdeden ses çıkaramıyor. Onlar da Kıbrıs kartını gösteriyorlar. Bu arada “Takalar geçiyor allı yeşilli”nin de sözlerini Ecevit yazdı.

Bu arada Kıbrıs’ın 1960 tarihli sembolü de aşağıda. Yine Nuh’un gemisindeki “Ak Güvercin” ve ağzında da zeytin dalı var. Ada bölünmeden ve Ecevit DSP için kullanmadan çok önce Kıbrıslılar kullanmışlar. Güvercin barışı sağlayamamış.

Kıbrıs Barış Harekatı ile aynı yıl, 1974’te kurulan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin logosu. Yine Nuh’un beyaz güvercini ve çevresinde zeytin dalları!

19 Ocak 2007 tarihinde Hrant Dink’in (1954-2007) son yazısı “Ruh halimin güvercin tedirginliği” Agos gazetesinde yayınlandı ve aynı gün Hrant Dink, Ogün Samast tarafından öldürüldü. “Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.” yazının tamamı için:

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/14061/agos-un-arsivinden-ruh-halimin-guvercin-tedirginligi

Sezen Aksu’nun Hrant Dink’in ardından yaptığı “Güvercin” adlı bestesi.

Mardin’de 2011 yılında İngiliz sporcu-aktör Ryan Doyle tarafından gerçekleştirilmiş bir Spor-Dans-Artistik performans bileşimi videoda Mardin’in taklacı güvercinleri de var. Performansa esin kaynağı olmuşlar.

Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlüğü’nün kubbesi 8 Ekim’de kaybettiğimiz rektörlük binasının mimari projesini de yapan mimar-ressam-heykeltraş Mükremin Mungan’ın (1944-2019) güvercinler vitrayından uyarlandı. Mungan daha birçok tablosunda güvercinleri resmetti ve bir de güvercin heykelciği bıraktı geride. Güvercin müjdeli haber getirir, barışçıldır, sadıktır, yuvasına ve sahibine bağlıdır, bu nedenlerle Mardinliler tarafından çok, ama çok sevilir. Elimde iyi fotoğrafı yok kusura bakmayın. Bu vitray uzun yıllar Ankara Kızılay’daki ofisinin penceresinde durdu ve dışarıdan ışık aldığı için çok iyi görünüyordu. Böyle mat bir matbaa çekimi orijinalin etkisini veremiyor. Yine de kubbe uyarlamasını gözünüzde canlandırabilirsiniz.

Şimdi okyanus ötesine geçebiliriz bence. Gustavo Naveira ve Giselle Anne çiftinin 2007’nin sonunda Amsterdam’da Palomita Blanca’daki (Ak Güvercin(cik)) dansları. Anibal Troilo orkestrası çalıyor ve vokalde Floreal Ruiz var, 1944 kaydı. 1929’da Anselmo Aieta tarafından Vals olarak bestelenmiş, sözler Francisco Garcia Jimenez’e ait. Aieta’nın vals formunda bestelemesinin sebebi Güvercin sembolünün uyandırdığı yumuşak, rahatlatıcı, olumlu ve akışkan hisler. Sözlerden yola çıkarak bestesini yapmış. Timur Selçuk’un bestelediği Ümit Yaşar’ın “Beyaz Güvercin” şiirindeki gibi “Aşk” konu ediliyor. Ama üzerine bir de özlem ve kaybetmişlik var. Gustavo Naveira’yı Sally Potter’ın Libertango sahnesinden hatırlarsınız.

Sırada Meksikalı kadın şarkıcı Chavela Vargas’ın (1919-2012) söylediği Paloma Negra (Siyah Güvercin) var. Meksikalı sanatçı Tomas Mendez Sosa’nın (1927-1995) şarkısı. Frida filminden bir sahneye eşlik ediyor. Frida Kahlo’nun (1907-1954) kocası tarafından aldatılması, evini terk etmesi, kırılganlığı, yaşadığı buhran, depresyon, isyan görüntülerde anlatılıyor. Ruh halini, ayrılık acısını ve kaybını “Paloma Negra” sözlerinde anlatmış.

https://www.youtube.com/watch?v=CtRPaeuVgA8

Lucio Demare orkestrasından 1943 yılında kaydedilen “Palomita mia”, vokalde Raul Beron. Konu yine aşk acısı ve kaybediş.

Almodovar’ın 2002’de yaptığı filmi Habla con Ella (konuş onunla)’da bir sahnede geçen ve akıllara kazınan müzik. Paloma Negra gibi bunu da Tomas Mendez Sosa yazmış ve bestelemiş. Silvia Perez Cruz’dan  dinleyeceğiz. “Cucurrucucu Paloma”.

 

Kategoriler: Tango Felsefesi

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir