Hepsi tamam da başına neden Tango geldi diyeceksiniz. Sabah uyandınız, kendinizi yorgun hissediyorsunuz. Oysa daha gün bile başlamadı ve daha müzik dinleyeceksiniz ve dans edeceksiniz. Enerjiye ihtiyacınız var. Akşam Tangoya hazırlanmanız lazım. Sizlerle uzman olarak değil, vegan yaşam tarzını deneyimleyen bir Tangocu arkadaşınız olarak öğrendiklerimi paylaşıyorum. Beslenme tarzımıza düşük kalorili, az yağlı, bitkisel bazlı vegan beslenme diyoruz. Veganizm hakkında Deutsche Welle’nin kısa bir videosu var izlemek isteyenlere:

Kendi veganlık sürecimden kısaca bahsetmek isterim: 30 Ekim 2020’de çektiğim sıkıntılara bir son vermek, aşırı kilolanma ile beraber edindiğim kronik rahatsızlıklardan kurtulmak ümidi ile Bostanlı Mavişehir’de Kardiyolog Dr Ece İşgüzar’ın muayenehanesine koruyucu tıp uygulamaları için gittim. Önce detoks yapmam sonra da aşama aşama diyetimi değiştirmem gerekiyordu. Bazı desteklere de ihtiyacım olacaktı. Çok inanmasam da, istemesem de mecburiyetten denemeye karar verdim, keza tüm planlarımı 3-6 ay arası için yapar olmuştum, tabir yerindeyse gün sayıyordum. Muayenehaneden çıkıp yakınlarda bir yerde yemeğe oturduk, İzmir depreminde tam da oradaydık işte. O günden beri veganım. İlk 2-3 hafta içinde çok farklı hissetmeye başladım; nefesim düzeldi, ağrılarım ve öksürüğüm bitti, daha dinç hissetmeye başladım, reflü geçti, bağırsak faaliyetim düzeldi ve gereksiz kilolarımdan kurtuldum. Bu arada excel tablosunda bilgileri tutmaya başladım, birçok arkadaşımla da paylaştım ve bir kısmı bu bilgilerden yararlandılar. Ece hanımın gözetiminde beslenme eğitimi almakta ve yaşam tarzımı düzenlemekteyim, öğrendikçe de paylaşıyorum. Biz Caminito ekibi olarak ya tamamen ya da kısmen vegan beslenmeye geçtik. Ben, Elif, Dilşat, Sinan, İlkan ve Levent. Bizden daha önce de Tangodan arkadaşımız Dr Mehruz Cevadzade yaşamında düzenlemeler yapmaya başlamıştı ve bizleri de bilgilendiriyordu, ama bizler henüz konunun ciddiyetini kavrayamamıştık. Mehruz göz doktoru olmasına karşın daha sonra fonksyonel tıp alanında da uzmanlaştı ve bağışıklık sistemini geliştirmek ve koronavirüse karşı korunabilmek için İzmir’de danışılması gereken doktorlardan biri oldu.

Vegan yiyecekler

Vegan beslenmede sadece eti değil, diğer tüm enflamasyon kaynağı hayvansal ürünleri de bırakmanız gerekir. Süt, peynir, yoğurt, yumurta da yememelisiniz. Çünkü ihtiyacınız olan tüm protein, karbonhidrat, vitamin ve mineralleri bitkilerden rahatlıkla alabilirsiniz. Tek eksiğiniz B12 olacak, onu da düzenli supplement olarak alacaksınız. Çinkoyu çekirdekten ve çiğ çerezlerden alırsınız. Vegan beslenme ile diğer canlılara ve doğaya saygılı yaşayacak, sağlığınızı koruyacak ve güçleneceksiniz. Vücudunuzda alkali bir ortam oluşacak. Vücudunuzda, damarlarınızda, hücrelerinizde iltihaplar, yanmalar ve ağrılar azalacak. Kalp-damar hastalıklarına, kansere, diyabete yakalanma riskiniz düşecek. Bunama riskiniz azalacak, daha uzun yıllar sağlıklı ve açık zihinle yaşayabilecek, kendinize bakabileceksiniz. Yaşam kaliteniz artacak, kendinizi mutlu ve enerji dolu hissedeceksiniz. Bu aslında çok kolay bir diyet ve yaşam biçimi, ama deneyimlemeden önce insanlara zor geliyor. Çünkü araştırmak, bilgilenmek ve en önemlisi de yerleşik yanlış bilgileri ve alışkanlıkları değiştirebilmek gerekiyor. Aktif bir çabaya ihtiyaç var. Arada bir kan testi yapmanız ve eksikleriniz var mı diye kontrol etmeniz buna göre eksikleri takviye etmeniz, beslenmenizi veya desteklerinizi şekillendirmeniz gerekiyor. Kendinizden sorumlusunuz ve bunun anlamını öğrenmelisiniz. Başka bir canlıyı yemenin ve ondan yararlanmanın vicdani ve ahlaki sorumluluğundan henüz hiç bahsetmedim bile.

Vejetaryen beslenenler et yememekle beraber süt, peynir, yoğurt ve yumurtayı tüketiyorlar. Bu yüzden de vücutlarına bolca östrojen ve antibiyotik almış oluyorlar. Uzmanlar süt ürünlerinden vazgeçemeyenlere hiç olmazsa keçi sütünden yapılanları tüketmelerini öneriyorlar. Keçi sütünün moleküler yapısı sindirime daha uygun ve keçiler östrojene ve antibiyotiğe daha az maruz kalıyorlar. Yumurtayı da hiç değilse azaltmanız sizin yararınıza, kolesterolunuzu arttırıyor. Proteini bakliyattan, çiğ çerezlerden, mantardan, çiya tohumundan, kinoa ve karabuğdaydan zaten alırsınız. Neden et yiyorsunuz? Hayvansal proteinin bitkisel proteinden üstün olduğu sadece bir aldanmaca. Siz hayvansal ürünleri yiyerek, hayvanların bitkilerden aldığı proteini dolaylı olarak almış oluyorsunuz. Hayvanlar sadece bitkilerle sizin aranızda protein taşımış oluyorlar.

Peskateryan yiyecekler

Pesketaryen beslenenler Vejetaryene ek olarak balık ve deniz ürünleri tüketirler. Balık eti dışındaki etleri tüketmezler. Biz veganlar bundan neden kaçınıyoruz? Denizlerde ağır metaller ve kirlilik var, bunları deniz ürünlerinden ve balıklardan almak oldukça riskli. Çiftlik balığı tüketiyorsanız zaten bolca kolesterol ve antibiyotik almış olacaksınız. Yine vegan bakış açısına göre bu canlıları tüketmek etik değil. Balıktan ve deniz ürünlerinden alıp da bitkisel yollarla alamayacağınız hiçbir besin kaynağı yok. Alglerden elde edilen doğal Chlorellayı, Spirulinayı, Omega3’ü ya da Keten Tohumu ekstresini de düzenli olarak alabilirsiniz. Balığa zerre kadar ihtiyacınız yok. Birçoğu doğal yollarla alınabiliyor, ama hem düzenli olması, hem de pratikliği açısından ve doğal ekstreler oldukları için bunlar kullanılabiliyor. İlaç ve kimyasal değil hiçbiri. Bunların sağlandığı besinlerden de yürüyebilirsiniz, ya da baharat gibi toz halinde yemeklerin içinde tüketirsiniz. Hiçbiri hayvansal ürünler gibi sizi hasta etmez. Sadece faydasının miktarını tartışabilirsiniz.

Orangutanlar – otoburlar, 40 yıl civarı yaşıyorlar.

Et endüstrisinin dünyaya verdiği zarar o kadar büyük ki, dünyanın geleceği ve bizden sonrakilerin mutluluğu için beslenme biçimini dönüştürmek toplumsal sorumluluğumuz. Atalarımız etobur değillerdi. Avcı değil, avdı onlar. Diş yapımız da sindirim sistemimiz de otçula daha yakın olduğumuzu gösteriyor. Akrabalarımıza bakın, goriller ve orangutanlar otçullar, maymunlar ve şempanzeler çok düşük oranda böcek ve kertenkele de yedikleri için otçul – etçil karışık (omnivore) diye tanımlanıyor. Ama zaman içinde insanoğlu et alışkanlığını arttırdı. Özellikle son yüzyıl içinde et endüstrisi damak alışkanlığımızı, tüketim biçimimizi ve inancımızı şekillendirmek için çok çalıştı.

Filler otoburlar, 70 yıl yaşıyorlar ve hafızaları, evcilleştirilebilirlikleri ile biliniyorlar.

Dev gibi güçlü birçok canlı da otla besleniyorlar. Fil, deve, at, boğa,… hiçbiri et yemiyorlar.

Veganlık maliyet olarak da çok uygun. Tamamen evde beslenen birinin aylık mutfak gideri 400 ile 600TL (50 – 75 dolar) arası. Bahsettiğim destekler ise aylık 200 TL (25 dolar) civarı. Tükettiğiniz ürünlerin miktarına, markasına, aldığını yerlere göre değişebilir, ama markalara ve pazarlamacılara vermezseniz çok da değişmez. Yanınızda, çekirdek içi, kuru erik, kuru kayısı, çiğ ceviz, çiğ badem, çiğ fındık, yeşil elma, muz gibi şeyler taşımayı alışkanlık haline getirirseniz de dışarıda hiçbir sorun çekmezsiniz. Gittiğiniz yerlerde mutlaka size uygun bir salata ve çorba bulur, yanınızdakilerle karıştırır ve doyarsınız. Aç kalırım diye korkmayın. Veganlık zannettiğinizden çok daha pratik, hayata hemen geçirebileceğiniz bir beslenme ve yaşam tarzı.

Son olarak etik amaçlı Veganlığa değinmek istiyorum. Diğer vegan arkadaşlar bana çok kızacaklar bu konuyu sona aldığım, etik nedenlerle başlangıç yapmadığım için, ama bende de süreçler böyle ilerledi; etik kısmına değer vermekle beraber sağlığı ön planda tuttum. Biz insanoğlu neden kendimizi diğer canlıların üzerinde görüyor ve onların yaşam haklarında söz sahibi olduğumuzu düşünüyoruz? Hayvanların duyguları yok mu? Var olmak, çoğalmak için onlar da savaş vermiyorlar mı? Bu dünyanın bir parçası da onlar değil mi? Türümüz farklı olsa da biz de onlar gibi canlılar değil miyiz? Bizim türümüz evrimleşerek daha çok zekaya sahip oldu diye, güçlü araç gereçler üretebildi, bilim, sanat, teknoloji, medeniyet geliştirebildi diye neden diğer türlerden üstün hale gelsin ve neden onlar üzerinde baskı yapma, zulmetme, sahip olma, yok etme, süistimal etme, kullanma hakkına sahip olsun? İçinde bulunduğumuz dünyanın, evrenin varlıklarına sahip olma, kaderini tayin etme, kontrol etme hakkını bize kimse vermedi. Başka canlıların, hatta varlıkların bizler olmadan da kendi başlarına var olma hakları çok mu tuhaf? Bu soruların cevapları derin ve başlı başına çalışma alanı konusu. İdeoloji, siyaset, antropoloji, sosyoloji, psikoloji, adalet vs… her taraftan tutup da anlatabiliriz Veganlık etiğini. Çok fazla bilim insanı ve aktivist de bu alanlarda çalışıyor. Bense burada noktalamam gerektiğini düşünüyorum. Fazlası için Açık Radyo’da “Türlerin Yaşam Hakkı” isimli programı Çarşamba günleri saat 14:00’da dinleyebilirsiniz. Spotify’dan da programın önceki yayınlarına/podcastlara ulaşabilirsiniz.

Sevgiler,

Aren Leon


0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir